İbrahim ÇİFTÇİOĞLU 2011


 

Bundan on yıl önce Turkuvaz’ın 20 inci yılı nedeniyle çıkardığımız kitapçık için İbrahim Çiftçioğlu’ndan da bir yazı istemiştim. Yazının gecikmesini onda süreklilik, onun deyimiyle tutarlılık arzeden ‘karmaşık ve sıkıntılı bir dönem yaşama’ gerekçesine bağlamıştı. Yazısında değindiği sorunlar, bunlara önerdiği çözümler, yapmak istedikleri ne kadar iyi niyetli, romantik, kendini sanata adamış evrensel bir sanatçı, bir dünya vatandaşı olduğunu gösteriyordu. İşaret ettiği sorunlar azalmadı, tersine arttı. Önerdiği çözümlerse gerçekleşmedi. Sorunların çözümlenmesinde katkılarını beklediği kişiler dolaylı ya da dolaysız sorunların artmasında etkili oldular. Okunmasını önerdiği Vollard, Kahlwiller ve Duveen’in yazdıkları bugünkü sorunlar karşısında masal kitabı gibi kalıyorlar. Galericilerin ne anı yazacak, ne belgesel yapacak, ne sponsor ve koleksiyonerler bulacak, ne de ortamı sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için yasa ve düzenlemeler önerme güdüleri kalmadı. Artık sponsorlar, koleksiyonerler, büyük sermaye grupları kendileri galerici oldu. Kendi yatırım yaptıkları sanatçı/ürün/sanat akımını öne çıkarıyorlar.

Çok sınırlı kişilerin alıcı olarak katıldığı müzayedelerde ürünleri görülenlerin dışında bağımsız kalmaya çalışan sanatçılar büyük bir dağınıklık içindeler. Yıllarca sanatın toplum yaşamında ne kadar etkin olduğuna kulaklarını tıkayan “aydın” kamuoyu oluşturucuları ve siyasetçiler günümüzde aymazlıklarını sürdürmekteler. Bir tarafta başbakanın medya tarafından öne çıkarılan ama topluma yararlı hiçbir sonuç çıkmayan bazı sanatçılarla göstermelik buluşmaları ve hemen onu izleyen süreçte Mehmet Aksoy’un heykeliyle ilgili ucube yorumunu görüyoruz.  Öte yanda  sanat sevdiğini söyleyen bir liderin göğsünü gere gere ilan ettiği ama kimsenin pek duymadığı Türkiye’ye verdiği 41 söz arasında sanatla ilgili tek bir kelime düşünmemiş olduğunu saptıyoruz. Yakın çevresindeki sanatçı ve sanatseverler bu eksikliği görerek kendisini uyarma gereği bile duymuyorlar. Ülke geleceğini tasarlamaya soyunanlar bu konumda olduktan sonra başkalarından ne bekleyebiliriz ki? Ama en azından bu olumsuzluklara muhatap olan kesim, yani sanatçılar, galeriler, eleştirmenler, sanat üzerine düşünce üretenler, sanat eğiticileri ve varsa tüm bu kesimlerin örgütleri biraz olsun seslerini çıkarabilirler. Ses çıkarmaktan kasit bir bildiri yayınlayıp sonra görevini yapmış olmanın mutluluğuyla kenara çekilmek değil. Tutarlı ve ısrarlı bir biçimde sanatın toplumun gelişmesindeki etkisini, bu eksik kaldığında ya da yok edilmeğe çalışıldığında karşılaşacak olumsuzlukları anlatmak.

Biz yine dönelim İbrahim’e. Yapı ustaları ve soyadında yer bulan çiftçileriyle tanınan Çorum topraklarından çıkıp, önce öğretmen, sonra bir aydın ve sanatçı oldu. Genlerinde olan yapı ustalığını şu sıra yaşamını sürdürmeye karar verdiği Datça’da eski yıkık bir binayı onarmakta kullandı. Onardığı bina doğal olarak eski bir okul. Yer seçimi de ilginç. Ege ile Akdenizin sürekli bir ‘kargaşa ve sıkıntı’ içerisinde kucaklaştığı ama bu kucaklaşmadan dünyanın en iyi solunabilecek havasının oluştuğu nokta. Japonya’dan Fransa’ya tüm dünyada açılan sergiler, alınan ödüller, ortaya konan onca işten sonra daha azıyla yetinmemesi gerekirdi zaten.

Belki ne yazık ki, belki de iyi ki ülkenin sanatla ilintili iyi eğitimli seçkin kişilerinden oluştuğu varsayılması gereken, üreteniyle, satıcısıyla, alıcısıyla, alamayan ilgilisiyle sayıları birkaç bin kişiyi geçmeyen kesimini anlayabilmiş değil. Benim de anladığım pek söylenemez ama İbrahim’in hiç değilse tüm ‘karmaşık ve sıkıntılı dönemlerine’ karşın her şeyi bir kenara bırakarak içine dalabileceği bir yaratıcılık süreci var. Çiftçioğlu 39 yıldır resim yaparken bir anlamı görselleştirmenin peşinde. 30 yıl önce kendisini sorgularken ’yarına ait’ olduğu yargısına varmış. Ben ise 30 yılın sonunda artık güne ayak uyduramamanın, kişi ve koşullardaki değişimlere alışamamanın bezginliğiyle düne, belki de ‘evvelsi güne ait’ bir çağdışı olma konumundayım.

İbrahim yıllar içerisinde hızla değişen bir dünyanın ve yaşamın izleyicisi, yorumlayıcısı, görsel anlamlar üreticisi olmaya çalışken sanki daldan dala zıplayan bir üslüpsuz usluba doğru gitti. Eskinin gelenekselleşmiş üslub sahibi olma mutluluğundan, dervişliğinden uzaklara savruldu. Belki de günümüzün üslubu budur.

Kendi dışındaki anlamsız ve anlayışsız beklentilere baş kaldırırcasına laftan çok sanat üretmeye çalışmanın kışkırtıcılığı onu ait olduğuna inandığı yarınlara doğru götürüyor. Olmamışlığının olmuşluğu ona bu yolculukta eşlik ediyor.


Ürünleri;



1

Sensiz Olmaz Cavidan

2

Hocam Ayaz

3

İkiz Kimlik

4

Şaka

5

Bahçede II

6

Bir Düş Gördüm

7

Çorumlu Kelebek

8

Pamuk Prenses

9

Ters Boğa

10

Bahçede I

11

Uzun Koşu

12

Yalnız Çam

13

Uyanık Düş

14

Çorumlu Arı

15

Karım

16

Kötü

17

Natürmort

18

Kuma Saplanan At

19

Kentli Penguen

20

...Kuşun Kanatlarıyla

21

Tombulum

22

23

Mordillo

24

Çorumlu Kartal

25

Masal

26

Asım Bezirci Anısına

27

Alice

28

Uçtum Düşümde

29

30

Ucube