Ercan AYÇİÇEK 2011


30 uncu yıl sergilerinin ikincisinin duyurusunda sanat ortamının kötüye gidişinin etmenlerine kısaca değinmiş, ileriki duyurularda bunları ele alacağımızı yazmıştık. Hep alışagelmişizdir; önce çuvaldızı kendimize batırarak sanat üretenlerin ve bunları topluma ulaştırmaya çalışanların hatalarını sıralamaya çalışacaktım ki başbakanımız sanatla içe olduğum 30 yıllık galericilik yaşamımda ulaşamadığım geniş donanımıyla tek sözcükte bana doğru yolu gösterdi: "Ucube"!!! Başbakanımızın bir heykel için kullandığı bu sözcük, doğrudan sorunun kaynağını işaret ediyordu: Eğitim. Cahillikten kurtulmak, uygar bireyler olmak ya da yetiştirmek için eğitim. Resim ya da müzik dersinde gençlerin ressam/müzisyen olmaları için değil, ama resme bakmayı, müziği dinlemeyi, sanatın kendilerinin ve toplumun yaşamına neler katabileceğini öğrenmeleri için eğitim. Yapımına yıllar önce başlanan, çeşitli aşamalardan geçmiş, bir serhat kentinde çok önemli bir insanlık görevi de üstlenmiş olan, belkide ülkenin en önemli anıtlarından biri olabilecek bir sanat eserini doğru okuyabilmek için eğitim. Bir sanat eserini hoyrat bir uslupla günlük kötü siyasete alet edilmemesi gerektiğini öğrenmek için eğitim. Kültürlü olmak, kültürün ne olduğunu anlamak için eğitim. Öte yandan resmin ya da müziğin ne olduğunu öğretmiş ama adam olmayı öğretememiş olmaktan hayıflanan öğretmenlerin olduğunu da biliyoruz. Bence bu çok ender rastlanabilecek bir durum. Birey sanatın ya da sanat eserinin ne olduğunu öğrenmişse genelde adam da olduğunu varsayabiliriz. İstisnalar kaideyi bozmaz. Milli eğitim politikalarından ise hiç söz etmeyelim. Cumhuriyetin ilk yıllarından ve köy enstitülerinden sonra yukarıda sözü edilen yaklaşımda olan öğretmen ve ailelerin sayısı ne yazık ki oldukça az. Sanat aşkıyla yanıp tutuşmaları beklenemeyecek yaşta gençlerin büyük çoğunluğu kendiliklerinden sanata yaklaşamazlardı. Günümüzde sanat üretenlerin hemen hepsi bu büyük çoğunluğun dışında kalanlardan oluşmaktadır. Çoğu doğuştan sanatçı olarak, bazıları da çok iyi eğitmenlere düşerek büyük bir tutkuyla sanata sarılmışlar. Bu sanatçılardan biri de Ercan Ayçiçek. O da öne çıkmış birçok renkli sanatçılarımız gibi Karadenizli. 1974 Trabzon doğumlu. 1986 da Karadeniz Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Resim Bölümünü bitirerek öğretmenliğe başlamış. Çalışmalarının kimsenin anlamayacağı, kendinin de anlatamadığı bir yöne gitmesini istemiyor. Çabuk, hızlı, heyecanlı, bir solukta bitebilen resimler yapıyor. Evden çıkmadan çabucak son bir kez aynaya bakıp üst baş düzeltmek gibi. "Benim yaşadığım yerde her şey hızlıdır. Hep bir yerlere yetişilir. Gözünüz fazla uzağa gitmez. Bir dağa çarpar ya da bir çam ağacına. Deniz bile düz değildir. Mavi değildir lacivertdir, karadır. Üzerinde beyaz konturlar vardır. Beyaz beyaz dalgalar kaldırıp indirir kırmızı, turuncu, sarı tekneleri. Hayatın hızını yavaşlatmaya en azından ben resimlerim de gerek duymuyorum. Biraz espiri biraz ciddiyet, bir de isim. 'boğulursan eve gelme' ".

Sergide fiyatları 750 - 2500 TL arası olan tuval üzerine akrilik çalışmalar yer almaktadır.

Resimleri büyütmek için üzerine tıklayınız.


Ürünleri;



1

aşk üçgeni

2

bakınca sustu

3

can durağı

4

sarı nefes

5

böyle cekete böyle köpek

6

bahtsız bedevi

7

denge

8

derin mevzu

9

ikimiz boğulacağız

10

karada olmaz

11

kılavuzu martı olanın

12

misafir

13

ne güzel

14

nöbet

15

ortak nokta

16

ortak nokta II

17

sevgili gömlek

18

sevmem ben seni aslında

19

soğuktan kızardı

20

tane tane konuş

21

var git çocuklarla oyna

22

yine sırdaşım sen ol